Çocuk olmak mutlu olmaktır!

Yetişkinler büyürken çocukluk yıllarının her biriyle, farkında olmaksızın, çocukluğun erdemlerini de yitirirler… Yaşadığımız çağın değer erozyonundan, farkındalıkların yerini alan ezbercilikten, hayatın dayattığı koşullardan, içinden geçtikleri eğitim cenderesinden payını alırlar. Çağın revaçta kavramları, çocukluğun dillendirilmeyen tek ideali olan mutluluğun yerini alır: Hırs, rekabet, en iyi olma… Bir çırpıda ağacın en yüksek dallarına çıkan çocuklar yerini yavaş yavaş; çeşit çeşit yarışmalara, kurslara, sınavlara koşan çocuklara bırakır.

Öyküm’ün farkı ağaçlara tırmanan çocukları geri çağırmak, mutlu çocukları çoğaltmaktır. Çünkü çocuk olmak mutlu olmaktır!

Öyküm Çocukları neden mutludur?

  • Hem aileleri, hem öğretmenleri tarafından çok ama çok sevildikleri; sevilmeleri için üstün zekâ göstergelerine, başarı etiketlerine, olağanüstü uslu olmalarına, kısacası çocuğumuz olmaktan gayrı bir niteliğe sahip olmalarına gerek olmadığı için.
  • Yüksek beklentilerle sınanmadıkları, sevgiyi hak edilecek bir ödül değil, kendilerini kucaklayan doğal bir atmosfer olarak hissettikleri için.
  • Sürekli başkalarıyla kıyaslanmadıkları için.
  • Yaptıkları “çocukluklar” nedeniyle kınanmayıp; ilgi, özen ve takdirle karşılandıkları için.
  • Güne o günü mutlu kılacak şeylerin neler olabileceğini konuşup, paylaşarak başladıkları için. O günün nasıl geçeceği konusunda yönlendirici ve karar öznesi olabildikleri için.
  • Kışın kartopu, yazın misket oynadıkları; büyürken, yuttukları bütün misketleri çocukluğun diğer hazineleri gibi büyük bir keyifle ceplerinde taşıdıkları için.
  • Pembeye, maviye, bebeklere, kamyonlara itilmeden, içlerinden gelen her oyuncakla, her şeyle gönüllerince oynadıkları; o günkü seçimleri nedeniyle “bireyci”, “lider”, “bilişsel gelişimi yetersiz” şeklinde etiketlenmedikleri için. Yarın da, sırf yetişkinleri onaylamak için, aynı tercihlerde bulunmaları gerekmediği için.
  • Sık sık, bol bol, kahkahalarla gülmelerine olanak sağlandığı için.
  • “Bence…” dediklerinde dikkatle dinlendikleri için.
  • Anlattıkları hikâyelere canı gönülden inanıldığı için. Dün akşam mavi bir ejderhanın odalarına gelip, beraberce itfaiyecilik oynamış olmalarından daha doğal ne olabilir ki?
  • “Yapmak” için gerekirse “kirlenmek” gerektiğinin farkında oldukları için.
  • Ellemek serbest olduğu için. Kili, toprağı, bahçeye düşen yaprağı, taşları, kütüphanedeki kitapları, her şeyi…
  • Yine de ortalığı toplamanın da eğlenceli olduğunu keşfettikleri için.
  • Ormanda sabah yürüyüşü yapabildikleri için.
  • Pencereden günbatımına bakarken kırmızının sıcak ve yakıcı olduğunu anladıkları için.
  • Bugünkü en önemli işlerinin plastik kutulardan robot yapmak olduğunu söylediklerinde, buna saygı duyulduğu için. Hiç kimse robotun yürüdüğünden ve  “canım arkadaşım” diye seslendiğinden şüphe duymadığı için.
  • Canları çikolatalı kek çektiğinde, kil atölyesi mutfak etkinliğiyle yer değiştirdiği için.
  • Farkına varamasalar da henüz; ‘Olmak’ değil ‘Yapmak’ kavramını öğrendikleri için… Ve büyüdüklerinde ‘yapma’ eyleminin her şeyden daha değerli daha anlamlı olduğunu bilecekleri, bu nedenle de ‘bir şey olmaya’ çalışmayacakları için…

Sonuç olarak Öyküm’ün hedefi;

  • Bedenen; sağlıklı,
  • Sosyal yönden; toplum ile yaşanabilecek sorunlarda içe kapanmayan, çözüm yolları arayan ve uygulayan, kolay iletişim kuran, paylaşımcı, dayanışmacı, çevresinde olup bitenlere duyarlı ve çevresiyle barışık,
  • Bilişsel yönden; tüm duyularıyla öğrenmeye açık, öğrendiklerini hayatı kolaylaştırmak ve güzelleştirmek için uygulayan, deneyim edinen, kendini gerçekleştirebilmek için gereken donanımı ayırt eden ve edinmeye çalışan
  • Duygusal yönden; bir birey olarak farklılıklarının, yeteneklerinin, kendi özgün niteliklerinin ve kendi değerinin bilincinde, bağımsız ve özgüvenli,
  •  Ve ille de neşeli ve mutlu çocuklar yetiştirmektir.

İşte bu çocuklar, bilimsel ve çağdaş bir öğrenimle donatıldığında;

  • Yeteneklerine uygun hobilere
  • Sevdikleri ve başarılı olacakları bir mesleğe
  • Çevreye ve insana duyarlı bir dünya görüşüne
  • Dünya görüşlerine uygun ve içinde kendilerini en iyi biçimde ifade edebildikleri bir sosyal çevreye sahip olacaktır.

İşte bu çocuklar; gören, duyan, sorgulayan, çözümleyen, üreten, katılan, paylaşan ve sorumluluk taşıyan 21. Yüzyıl bireyleri olacaktır. İşte bu çocuklar; kendilerinin ve katkıda bulundukları ülkelerinin geleceğine umutla bakacak ve herkese de umutla baktıracaktır.

Anasayfa